Blog posts

Turkuaz Rota Dominik Cumhuriyeti: Survivor Adası Gezi Rehberi

Turkuaz Rota Dominik Cumhuriyeti: Survivor Adası Gezi Rehberi

Dominik Cumhuriyeti, Kuzey Amerika, Yurtdışı

İşte geldik meşhur Survivor Adası çekimlerine. Hazırsanız benim Survivor adası maceralarım ile birlikte Dominik Cumhuriyeti: Survivor Adası gezi rehberi de geliyor.

Survivor Adası yazısına başlamadan önce eğer okumadıysanız sizi serinin ilk yazısı Turkuaz Rota Dominik Cumhuriyeti’ne varış  ve 2. yazısı Başkent Santo Domingo gezi rehberini okumaya davet ediyorum.

Başkent Santo Domingo’dan çekimlerin yapıldığı kasabaya gitmek yaklaşık 2 saat sürüyor. Sanırım benim o yolun güzelliğini anlatmama  gerek yok. Her sene televizyonda izlediğimiz yarışmacıların ilk adaya götürülürken geçtiği 2 yanı sonsuz palmiye ağaçları ile çevrili olan meşhur yol.  Acun Medya ekibi beni shuttle ile Santo Domingo’dan alıp çekimlerin yapıldığı kasabaya getirdikleri için benim tuzum kuru ama o yolda araba kullanmanızı, özellikle de geceleri tavsiye etmem çünkü bu bölge gerçekten el değmemiş ve de medeniyet henüz pek keşfedilmemiş.  Santo Domingo – Samana Bölgesi arası ana yolun düzenlenme işlemi 2008’de tamamlanmış ve otoban çok düzgün ama ara yollarda gelindiğinde düzgün asfalt ne yazık ki yok, hala yapımları sürüyor. Gece ışıklandırma yok. Özellikle ara yollarda düzgün yönlendirme ya da tabela da yok.

Las terrenas Kasaba Girişi

Nerede: Önce Survivor ‘ın ada sorunsalı ile başlayalım. Gazetelere de çok çıktı, sanki memleketin en büyük problemi buymuş gibi çok tartışıldı. Şok şok evet survivor adası diye bir yer yok, olsa olsa Survivor sahili olabilir ama o zaman da tüm çekiciliğini yitirmiyor mu sorarım size 🙂

1

Dominik Cumhuriyeti, Hispanyola Adası’nı Haiti ile birlikte paylaşıyor demiştik yani Dominik Cumhuriyeti yarım ada.  Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey doğu kıyısında yine bir yarımada şeklinde Samana Bölgesi var. Samana Bölgesine bağlı ise Las Terrrenas diye sahilleri ile ünlü bir kasaba var. İşte tam bu kasabada survivor çekimleri yapılıyor. Yani ortada ada yok 🙂 Ama ada olsa sanırım bu kadar gizli olabilirdi çekim yerleri. Yerli halk ne survivor programını biliyor ne de çekimlerin kendi kasabalarında gerçekleştiğini.  Ödül çekimi için gelen markaları da kesinlikle yarışmacıların olduğu sahillere götürmüyorlar. Her  yarışma ise farklı bir alanda gerçekleşiyor.  Ödül oyunlarının gerçekleştiği sahilleri bile bulmanız imkansız. Tabela, işaret vb. yok tabi, Jipler ile gidiliyor, palmiyelerin arasından bir anda ne olduğunu anlamadan oyun alanına ulaşıyorsunuz. Sponsor markalar da sadece çekim günü çekimin yapılacağı alanı görebiliyor. TV’de yayınlanmadan önce herhangi bir yerde fotoğraf paylaşmanız yasak. Zaten yarışmacılar ile konuşup fotoğraf çektirmeniz de yasak. Eee dünyanın en zor yarışması da böyle olmalı değil mi ?

Hotel Aleisei’de kaldığım ev

Survivor çekim ekibi o kadar kalabalık ki Las Terrenas’da bir oteli komple kapatmış durumdalar. Misafir olarak gelenlere ise kendi otellerinin yakınında deniz kenarındaki Hotel Alisei ayarlanıyor. Otel; odalar şeklinde değil, yazlık evler konseptinde tasarlanmış. Tek kişi kaldığım çift katlı dairemin 2 banyosu, 2 yatak odası, mutfağı ve koltuklu, hamaklı verandası vardı. Konforu siz düşünün yani 🙂

Hotel Alisei

Samana Bölgesi Gezilecek  Yerler

Mavinin bin bir tonuna hazırlık olun, Turkuaz Rota’nın beklenen deniz, kum, güneş tatili kısmına geldik 🙂

Samana Bölgesi; Dominik Cumhuriyeti’nin Santo Domingo ve Punta Cana’dan sonra gelen en meşhur ve turistik bölgelerinden bir tanesidir.  Dünya’nın en geniş palmiye çeşidi bu bölgede bulunuyor. Mangrove Ormanları’ndan kakao ağaçlarına, kahveden hindistan cevizi ağaçlarına kadar tropikal iklimin tüm nimetlerini bir arada görebileceğiniz verimli topraklardasınız. Tüm bu güzellikleri bir arada görebileceğiniz doğal parkları, şelaleleri, gölleri, mağaraları ve palmiye ağaçları ile kaplı plajları ile doğa aşığı insanlar için Samana Bölgesi enfes güzelliktedir.  Dahası her yıl Ocak – Mart aylarında Samana körfezinde doğum yapan kambur balinaları izlemek için bile binlerce turist bu bölgeye akın ediyor.

Las Terrenas Plajlarında Gün Batımımı

Samana Bölgesi; ana şehir Santa Barbara de Samana (Kısaca Samana diye kullanıyorlar) Las Galeras, Las Terrenas, El Limon ve Sanchez kasabalarından oluşuyor. Las Galeras dünyanın en güzel plajları sıralamasında ilk 10’da yer alan Rincon Plajı ile, El Limon da şelaleri ve tropikal ağaçları ile meşhur. Las Terrenas ise Türkler için Survivor demek ama turistler için birbirinden güzel cennet plajlar anlamına geliyor.  Bölgede turizm hızla gelişiyor, gelişim tamamlanmadan her köşesi  bu kadar el değmemiş ve doğal iken Samana ile buluşmanızı tavsiye ederim.

Samana

Plajlar: Samana Bölgesi’nde aşağıda liste halinde ilettiğim tüm plajların üç ortak özelliği var: Turkuaz renkli kristal berraklığında suları, bembeyaz yumuşacık kumları  ve kıyılarına inci gibi dizilmiş palmiye ağaçları. Plajlar aşırı turist istilasında değil, lüks oteller ya da restaurantlar tarafından kapatılmamışlar. Yerel halk zaten nehir ya da göllerde serinlemeyi tercih ediyor.  Çeşme ya da Saint Tropez’deki gibi adım başı fahiş fiyatlı  beach clublar zaten beklemeyin.  Tamamen doğanın içerisindesiniz, kafanızı dinleyip huzur bulmak için bu cennet plajlar sizleri bekliyor. Bu arada aşağıdaki meşhur plajlar listesinin haricinde de bölgede gezerken ansızın muhteşem berraklıkta farklı plajlara da rastlarsanız şaşırmayın.  Ben bir gün atv ile dolaşırken kayboldum ve kendimi bir anda bulduğum plajın güzelliğine aşık oldum.

Ansızın Bulduğum Plaj:)

Ben plajların çoğuna yerel arkadaşım ile gittim. Bende yerel arkadaş yok elin ecnebi memleketlerinde plaj arayamam derseniz tam günlük öğle yemekli turlar mevcut.  Tour Samana with Terry şirketini tüm aktiviteler için önerebilirim.

  • Playa Rincon (Las Galeras)
  • La Playita Beach (Las Galeras)
  • Playa Bonita (Las Terrenas)
  • Playa El Portillo (Las Terrenas)
  • Playa Las Ballenas (Las Terrenas)
  • Playa Moron (Las Terrenas)
  • Playa Cayacoa (Santa Barbara de Samana)
  • Cayo Levantado (Bacardi Island)
Las Terrenas Plajları

El Salto Del Limon: El limon şelalesi, Samana bölgesindeki en turistik aktivitelerden birisi aynı zamanda survivor yarışmacılarının da ödül oyunu kazandıklarında piknik yapmaya gittiği yer.  Şelale ödülünü hatırlayanlar el kadırsın lütfen 🙂 Hatırlamayanlar için tek tıkla ünlülerin şelale videosunu izleyebilirsiniz.  Hizmette sınır yok:)

Bu aktivite için bulunduğunuz lokasyona göre 65$’ı gözden çıkarmanız gerekiyor. Ben bölgeye otelden bir arkadaşım ile kendi kiraladığım ATV ile gittiğimden 50 $ ödemiştim.  Farklı bir deneyim olduğu için verdiğiniz paraya kesinlikle değecek.  Olaya sadece şelale görmeye bu kadar para mı verilir diye bakmamak lazım yani 🙂

Aktivite yaklaşık 4 saat sürüyor. Öncesinde sizi belirlenen saatte otellerinizden alıp şelalenin bulunduğu köye götürüyorlar. Dağın eteğinde yer alan köyde korunma amaçlı kask takıp plastik botlar (zorunlu) giyiyorsunuz ve sizi bekleyen atlardan birini seçip rehberiniz ile birlikte yola koyuluyorsunuz. At sırtında gezinti yerel köylü rehberler eşliğinde yaklaşık 30 dakika sürüyor.  Yokuş yukarı patika yollardan çamurlardan taşlık yerlerden geçtiğiniz için insan ister istemez biraz tedirgin oluyor ama siz olmayın 🙂 Atlar hergün  durmadan bu yolu çıkıyor iniyor yanınızda rehber de var size hiçbirşey olmaz lütfen manzaranın  keyfini çıkarmaya bakın.  Şelaleye çıkarken ve dönerken  gidilen bu yarımşar saatlik yolda yeşilin her tonunu göreceksiniz. Rehberiniz  bu verimli topraklarda yetişen kakao, kahve, anason, nane, papaya, ananas ,portakal, greyfurt, muz, hindistan cevizi ağaçlarını size tanıtıyor olacak. Kabul edin çoğunuz daha önce dalında kahve ya da  kakao ağacı görmediniz dünya gözüyle görmek  için bile bu tura katılınır yani.

Yeşilin binbir tonu devam ederken suyun sesi gelmeye başlayacak önce nehirleri göreceksiniz. Sonra attan inip yükselen su sesleri eşliğinde 300 basamakcık daha indiğinizde karşınızda el limon şelaleriiiii.  Hemen kendinizi suya atabilirsiniz ben öle yaptım ama ne kadar dayanabilirsiniz bilemem su gerçekten soğuk ama  çok da temiz. Şelelenin önünde oluşan gölde  çok rahat yüzülüyor. İsterseniz  tepelere çıkıp oradan kendinizi şelaleye atıp tuhaf çılgınlıklar yapabilirsiniz:)

Yaklaşık 1 saatlik yüzme keyfinden sonra yine aynı yoldan önce merdiven sonra at eşliğinde köy meydanına varıyorsunuz. Eee çok acıktık değil mi? Merak etmeyin sizi açık büfe yerel dominik yemekleri ve içecekleri bekliyor. İstediğiniz kadar doyana kadar yiyebilirsiniz. Hem doymuş hem de farklı yerler görmüş olmanın gururunu yaşarken sizi otelinize bırakıyorlar.

Parque Nacional Los Haitises:  İşte geldik samana bölgesinin bence en güzel, en ekoturistik,  en öğretici, en ilgi çekici, en yeşil ve en mavi turuna. Bayağı heyecan yaptırdım değil mi?  Las terrenas’a  akşam üzeri vardığımda ben de heyecan yaptım ve sabah ilk iş bu tura katılmaya karar verdim.  Daha kahvaltı bile yapmadan saat 8’de resepsiyonda tur rezervasyonu yapmaya çalışıyordum. Oteldekiler sürekli bir yerleri arıyorlar konuşuyorlar ben tabii noluyor diye soruyorum bir dakika diyorlar stres olmaya başladım arada ne kadar zaman buradasınız falan diye de sordular. Konu  yarım saat telefon trafiğinden sonra çözüldü.  Bu park koruma altında olduğundan kısıtlı sayıda insanın gezmesine izin veriliyormuş bu sebeple de tur  haftada 1 kez yapılıyormuş. O gün turun yapıldığı gün ve Las Terrenas’tan tura katılacakları alan servis saat 8’de kalkmış bile. Saat 9’da ise Samana merkezden tekne kalkacakmış. Ben tabii beni bir şekilde yetiştirin benim bugün o tura mutlaka katılmam lazım dedim.  Teknenin kalkmasına 35 dakika kaldığı için otel müdürü motoru olan bir otel çalışanından yardım istedi. Bir yandan da turu arayıp beklemelerini söylediler ve benim national park maceram bu şekilde başladı.

Motor ile son sürat Samanadaki tekneye yetişmeye çalışırken bir yanda rüzgar öbür yanda adrenalin patlaması yaşayan kalbim (Hayatımda ilk defa bu kadar hızlı ve uzun süre motora biniyorum.)  Bir yanda kahvaltı bile etmemiş gezgin ama aç midem diğer yanda tanımadığım bir adamın motorunda ülkemden kmlerce uzakta tek başıma olmak ilk başlarda inanılmaz tedirgin etti ama sonra o yolun güzelliği  o deniz o ormanlar o ağaçlar beni benden aldı.  Sürata da rüzgara da alıştım sadece kendimi yolun güzelliğine bıraktım. Hatta o kadar sevdim ki ertesi gün bir kez daha bu yollardan kendim geçebilmek için atv kiraladım 🙂

Tamam zamanında tekneye ulaştım ve tur rehberi  Mandela (ismi aynı, tipi de Nelson Mandela’ya benziyordu bence. Fotoğrafları aşağıda var siz karar verin artık) kara da beni bekliyordu bile.

Los Haities National Park’ı Dominik Cumhuriyeti’nin el değmemiş vahasına  bir keşif yolculuğu olarak düşünebilirsiniz. Katamaran ile yaklaşık 30-40 dakika parka doğru keyifli ve hızlı bir yolculuk yapacaksınız. Özellikle parka yaklaştıkça bu bölgenin aynı zamanda  subtropikal yağmur ormanlarına ev sahipliği yapmasından dolayı gözyüzü bir kapanıp bir açıyor ara ara yağmur çiseliyebiliyor. Merak etmeyin çok hazırlıklılar hemen yağmurluklar dağıtılıyor. Yolda buranın milli içkisi rom ücretsiz dağıtılıyor. Müzik güzel ortam güzel rom kafa da yaptığı için yağmuru takan olmuyor zaten 🙂

Mangrove Ormanları

Park’a yakınlaştıkça uzaktan tek kara parçası gibi görünen park yavaş yavaş günyüzüne çıkıyor ve her birinde sadece karayiplere özgü  endemic canlıların yaşam alanları olan yemyeşil adaları keşfetmeye başlıyorsunuz. Katamaran irili ufaklı tüm adaların etrafında dolaşıyor. Bazıları sadece bu parka özgü olan ve burada yaşayan  kahverengi pelikan (alcatraz), feragat kuşu (magnificent frigatebird),  hispanic amazon kuşu (Hispaniolan amazon), peçeli baykuş (barn owl ve stygian owl) vb. sayısız kuş çeşidininin yuvalarını bu adalarda gözlemleyebilirsiniz.

Daha da derinlere ilerledikçe yağmur ormanları içerisinde adını daha önce duymadığınıza emin olduğum ağaç çeşitleri göreceksiniz.  Benim en çok ilgimi çeken hiç kuşkusuz suyun üstünden dans eden ağaçlara benzettiğim mangrove ormanları oldu.

Bu bölge aynı zamanda Taino yerlilerinin yani Dominik Cumhuriyeti’nde ilk yaşayan halka da ev sahipliği yapmış.  Mangrove ormanlarının arasında süzülüp  katamarandan inip adaların içerisinde yer alan farklı mağaralara ayak basacaksınız. Bu mağaralarda yer alan çizimler oluşumlar ile Taino yerlilerinin yaşam izlerine şahitlik edeceksiniz.

Mangrove Ormanları İçine Yolculuk

Cayo Levantado: Tüm bu park gezisinin sonunda yorgunluğunuzu atmak ve yemek yemek için cayo levantado diğer bir adı ile bacardi adasına gidiliyor. Ada aslında özel  mülkiyet, 2006 yılından beri Luxury Bahia Principe Cayo Levantado Resort tarafından işletiliyor. Maldivlerdeki gibi tek ada tek otel konseptinde inşa edilmiş. Adanın kuzey doğusunda ise 1 adet halk plajı bulunuyor. Gemi turlarının en önemli durak noktalarından birisi bu plaj. Hem bembeyaz kum plajı ile doğası ile aktiviteleri ile hem de restaurantları ile çok popüler. Halk plajından otele giriş tahmin edeceğiniz gibi yasak ama otel müşterileri halka plajına istedikleri gibi gelebiliyor eee para var huzur var:)  Biz de park turumuzu bu park ile tamamlayıp plajda keyifli keyifli yüzüp pina coladolarımızı içtik:) Keyfinizi kaçırmak istemem ama bu turun bedeli 90$ cık:) Otelinizden alındığınız lokasyona göre turun ücreti birazcık azalabilir.

Cayo Levantado
Cayo Levantado Oteli
Cayo levantado Halk Plajı

Serinin 4. ve son yazısı Dominik Cumhuriyeti yeme içme, alışveriş ve eğlence rehberi’ne de bu linkten ulaşabilirsiniz.

Dominik Cumhuriyeti’nden  paylaştığım fotoğraflara Instagram’da #renklirotalardominik hashtagi ile ulaşabilirsiniz.

Gelecek yazılarımdan ve videolarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni buralarda da takip etmeyi unutmayın! 😉

Instagram: @renklirotalar

YouTube: Renkli Rotalar 

1 Comment

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir